BİR ANAYASAYA AYKIRILIK DAHA YASALAŞTI ve AKP DE MURADINA ERDİ!

04 Mayıs 2012

Yücel Çağlar

Kamuoyunda “2B yasası” olarak anılan düzenleme sonunda 6292 SayılıOrman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun” adıyla çıkarıldı ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı ve 26 Nisan’da da Resmi Gazete’de yayımlandı. Böylece, Anayasaya aykırı bir hukuksal düzenleme daha gerçekleştirildi. Yasa, Anayasanın 170. maddesine ve Anayasa Mahkemesi’nin açıkça aykırıdır. Yasanın özellikle 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesinin “A” bendi ile ilgili düzenlemeleriyle i) 21,2 milyon olduğu öne sürülen tüm “orman” sayılan arazilerin “orman olarak muhafaza edilmesinde yarar görülmediği” gerekçesiyle yerleşime açılabilmesi alabildiğine kolaylaştırılmış; ii) bu “kolaylıktan” yararlanabileceklerin sayısı Anayasada öngörülenin yaklaşık üç katına çıkarılmıştır. Ek olarak; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın her türlü keyfi uygulaması daha da artırılmıştır. Şimdi artık “2B”den çok daha yıkıcı sonuçları olabilecek “2A” serüveni başlıyor.  

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

 

ÇAY BAHÇESİNDEN LUNAPARK’A AKMAYAN ZAMAN

17 Mart 2012

Funda Şenol Cantek

 Yetmişlerde Gençlik Parkı Ankaralıların göz bebeğiydi. Her yaştan Ankaralı’yı cezbedecek bir şeyler bulunurdu Gençlik Parkı’nda. İzdiham yaşanan kadın matineleriyle aile gazinoları da vardı, nikâh salonu da, çay bahçeleri de, küçük çaplı müzeler/sergiler de. Can Yayınları’nın kurucusu Erdal Öz, Ankara günlerinde buradaki bir sergide çalışıp üç beş kuruş kazandığını anlatır anılarında. Ama Yetmişlerde çocuk olan benim için orada sadece ve sadece Lunapark vardı.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

 

“2B ARAZİLERİ”, BATAN GEMİNİN MALLARI MIDIR?

06 Şubat 2012

Görsel: Jacek Yerka

Yücel Çağlar

6 Şubat 2012 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde “2B stadyum için 7,5 milyon fidan” başlıklı habere göre;
<<Kabinenin iki bakanı, stadyum yeri konusunda bir türlü uzlaşamayınca, ilginç bir anlaşma ile orta yolu buldular. Spor Bakanı Suat Kılıç, İzmir’de stadyum için arsa ararken, üç yer belirledi. Ancak bu alanlar 2B orman arazisiydi. Konu, son grup toplantısı öncesinde gündeme geldi. Esprili dille sitem eden Kılıç, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’ndan sorunun çözülmesini istedi.

Bakan Eroğlu ise, “Türkiye’deki her lisanslı sporcu için 10’ar fidan dikersen bakarız” dedi. Kılıç, “2.5 milyon lisanslı sporcu var. Her biri için bir fidan sözü vereyim, 2.5 milyon fidan eder” dedi. Eroğlu bunu kabul etmedi. Sonuçta her sporcu için üç fidanda anlaşma sağlandı. Eroğlu, “Fidanları biz veririz, yerlerini de belirleriz. Ama gelip dikeceksiniz” dedi. >>

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

KHK Cumhuriyeti’nde Çevre ve Ormancılık

30 Ocak 2012

Yücel Çağlar

 “Yenisinde” nasıl olacak, bilmiyorum ama kestirebiliyorum: Türkiye Cumhuriyeti, artık, şimdilerde yürürlükte bulunan Anayasanın, “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” 2. maddesinde belirtildiği gibi, “demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti” değildir! 2011 yılında çıkarılan 35 kanun hükmünde kararnameyle (KHK) yapılan düzenlemeler, bu gerçeği bir kez daha açıklıkla ortaya koymuştur. Bilindiği gibi, aynı Anayasanın 91. maddesine göre de;

“Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.”

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

Hamamönü’nde Bir Devir Daha Kapanırken…

19 Aralık 2011

 

S. Erdem Türközü
Hamamönü, Öksüzler1 Sokak’taki “Yörük Dede (Doğan Bey) Hazretleri Türbe-i Şerifi”nin (14. yüzyıla tarihlendiği iddia edilmektedir) başına gelenler, sadece Hamamönü’nde değil tüm Türkiye’de siyasal iktidar mekân ilişkisinin nasıl kurulduğuna dair bir model sunmaktadır. Türbe, Abdülkerim Erdoğan’ın UnutulanŞehir Ankara adlı kitaptan öğrendiğimiz kadarıyla, 2003 yılına kadar bir kişinin malıymış2 ve görebilmek için o kişiden izin almak ve o kişinin bahçesine girmekgerekiyormuş. Aradan yıllar geçmiş, türbe yeniden kamu malı olmuş ama türbeüzerinde tasarruf yapma yetkisi yine de birkaç kişinin elinde kalmış (bu aradatürbenin anahtarı hâlâ karşıki evin sakinlerinde). Zaman içinde çevresindeki yollarasfaltlana asfaltlana türbe yol seviyesinin epey altında kalmış; türbeye girebilmek
için birkaç basamak merdiven inmek zorunlu hale gelmiş. Nihayet 2009’da türbe “yenilendiği”nde türbenin çevresi kazılarak türbenin endamı ortaya çıkarıldı; eskigirişi kapatıldı; tuğlayla örülü pencere boşluklarına ahşap (neyse ki PVC değil) pervazlar eklendi ve giriş tam ters yöne verildi. Neden restorasyon yerine “yenileme” kavramını tercih ettiğimi şimdi anlamışsınızdır sanırım.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

Yeni Başlayanlar için Yakup Kadri’nin Ankara’sı: “İstanbul hanımları bizi bir alay vahşî mi sanıyorlar?”1

15 Aralık 2011

S. Erdem Türközü

Ankara’yı okuyup bitirdiğinizde geriye ne kalır? Başkarakterlerin (protagonistlerin) adları mı? Dönemin Ankarası’nın coğrafî, mekânsal özellikleri mi? Tüm o insanların yirmi yıl içinde oraya buraya savruluşları mı? Artık aramızda olmayan Lozan’ın “azınlıkları” mı? Kadınlara yönelik şiddet mi? Yakup Kadri’nin “ütopya”sı mı? Yakup Kadri’nin üçüncü baskıda dile getirdiği hayal kırıklığı mı? Hiç sanmıyorum. Geriye kalanlar aslında sözünü etmeye değmeyecek kadar küçük bir imge: Ankara’nın bir metafor oluşu, bir “hayal ülkesi”ne ve bir “masal iklimi”ne2 dönüşmüş bir mekân algısıdır.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

Tarihsel Kent Peyzajları Kadim Geçmişi Yetkin Yarınlara Taşıyacağımız Emanetlerimiz

30 Kasım 2011

Bilen Kale

“Ne harabi , ne harabatiyim,
Kökü mazide olan atiyim”
Yahya Kemal

Tarih, çoğumuz için, ilkokulda öğretmenimizin tahtaya astığı o renkli, cici-bici tarih şeridiyle başladı muhtemelen. Şerit, akıl-sır erdiremediğimiz, bilinmezliğin puslu-bulanık çukurunda kaybolmuş, kasvetli karanlık çağ ile başlıyordu, sonra ilk insanın “Homo erectus” olarak ayağa kalkıp taş devrini başlattığını, ateşi, tekerleği bulduğunu, vahşi doğaya, devasa yaratıklara karşı verdiği onulmaz mücadelenin sonunun zaferle taçlandığını öğrendik ve de içten içe sevindik buna, derken insan ırkının din, ideoloji, sınırları bitimsiz bir istemle yayma gibi türlü nedenlerle birbirine düştüğünü, birbirini kıyasıya sömürdüğünü duyunca biraz kafamız karıştı ve sanki ilelebet sürecek gibi gözüken bu karışıklık için de sanırım çoğumuzun canı hep çok sıkkın.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

658 Sayılı “Türkiye Su Enstitüsünün Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile Kamu Yönetimin Şirket Yönetimleri Üzerine Dönüştürülmesi Üzerine Sorular…

04 Kasım 2011

 

Yücel Çağlar

* Enstitü’nün sorumluluk alanı hangi “sular” (deniz, göl, gölet, akarsu vb) ve suların “nesini” kapsamaktadır?
* Enstitü’nün merkezi neden Ġstanbul’da?
* “Su sektörü” ne demektir?

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

Van Depremi: 25 Saniyede Ne Oldu?

04 Kasım 2011


Menaf Turan*

Depremle karşılaşmadan önce onun ne menem bir şey olduğundan habersizdim. Aslında depremle tanışıklığım 1976 Çaldıran Depremi’ne uzanır. Ama o sıralarda bir yaşında olduğum için, hafızamda depremin hiçbir kalıntısı yok. Ailemizin İstanbul’a taşınması bu depremden sonra olmuştur.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.


 

 

 

Prof. Dr. İlhan Tekeli ile Söyleşi

31 Ekim 2011

“Geleceğin projesinde ortaklık kuramayanlar,tarihin yorumundan kendilerine kimlik üretmeye çalışıyor…”

YAZININ DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ.